Sina Afra ile Girişimcilik ve Girişimcilik Vakfı Üstüne

Markafoni’nin kurucusu ve Türkiye Girişimcilik Vakfı Başkanı Sina Afra ile girişimcilik üstüne sohbet ettik. Yolu girişimcilikten geçen herkes için bolca bilgi ve akıl aldık.

13 dk

Profesyonel kimlikten girişimciliğe geçişe nasıl karar verdiniz? Baştan beri girişimciliğe yönelme niyeti var mıydı? Yoksa gördüğünüz fırsatlar mı aklınızı çeldi? Girişimci olmadan önce sektörü profesyonel gözünden görmek sizi nasıl etkiledi?

Hayatım boyunca “kendi işini” yapma kültüründe büyütülmedim, yaşamadım, hatta düşünmedim. Ta ki hayatım internet ile kesişene kadar.

Babam memur, annem sanat tarihçisi. Ailenin diğer fertleri genelde akademisyen. Böyle bir aileden geldiğinizde, çocukluğunuz hep aynı tavsiyelerle geçer: “Oğlum, okulda iyi çalış, ondan sonra da sağlam bir yere gir ve çalış” (bu arada çocukluğumun “sağlam işyeri” ya Dışişleri Bakanlığı’dır ya akademik dünya). En azından benim duyduğum söylem hep buydu. Ben de bana denileni yaptım. Okudum, lisan öğrendim, kendimi geliştirdim, okulları bitirdim ve (bana göre) sağlam bir yerde, KPMG’de işe başladım. 12 sene orada büyük bir zevkle çalıştım, danışman olarak başladığım kariyerimde ortaklığa kadar yükseldim. Bir kez bile “Kendi işimi yapmalı mıyım?” sorusunu kendime sormadım. Hatta kendi işini yapanlara hep biraz kuşkuyla baktım diyebilirim. Aldıkları risk bana çok yüksek geliyordu.

eBay’e geçtiğim günden itibaren her şey değişmeye başladı. Şirket satınalmalarından da sorumlu olduğum için her hafta “kendi işini kurmuş” insanlarla konuşmaya başladım. Genci, yaşlısı, teknolojiye hakim olanı, satış uzmanı vb. her türlü ve birbirinden farklı insan karşımda oturuyordu ve şirketlerini (genelde hiçbir şirketin yaşı 2 seneyi geçmezdi) milyon dolarla eBay’e satmaya çalışıyordu. Bu yetmiyormuş gibi, eBay’de üst düzey çalışanların bir bölümü zamanında kendi işini kurmuş, daha sonra da satmış veya batmış kişilerdi. Anlayacağınız, kafam çok bulanıktı. Birdenbire etrafım kendi işini kurmuş insanlarla çevrilmişti. Artık kaçış yoktu, bu virüs bana da bulaşmıştı. Markafoni’yi kurmamla birlikte bendeki en büyük değişken, artık girişimcilik dünyasına adım atmış olmamdı. Bugün sorarsanız, girişimcilik dışında başka bir şey yapmak istemediğimi, hatta başka bir şey yapamayacağımı söylerim.

Anlatmak istediğim, bir insanın “kendi işini yapması” bulunduğu ortamla çok alakalı. Belki benim ailemde herkes girişimci olsaydı, benim de aklımdan girişimcilik dışında başka bir şey geçmeyecekti. Belki KPMG’de bir girişimcilik kültürü olsaydı –eBay’de olduğu gibi– ben iş hayatımın ilk senelerinde girişimciliğe adım atacaktım. “Keşke 20 yaşımdayken başlasaydım,” diye kendi kendime hayıflanmışımdır. Aynı deneyimi en azından başka genç insanların yaşamaması, 40 yaşında girişimci olmak yerine girişimciliğe istediği zaman adım atması umuduyla, Türkiye Girişimcilik Vakfı’nı beni destekleyen mütevelli heyet üyelerimiz ile birlikte kurma kararı aldım.

Yatırımcı şapkanızla hedefleriniz nelerdir? Ne tür projelere destek veriyorsunuz? Şirket ve projeleri değerlendirirken nelere bakıyorsunuz? Sizin için neler önemlidir, neler önemli değildir?

Bu soruya Girişimcilik Vakfı’nı dahil etmeden, ancak bir melek yatırımcı olarak şahsım adına yanıt verebilirim çünkü vakıf olarak melek yatırım misyonunu üstlenmiyoruz. Biz Girişimcilik Vakfı olarak yatırımcı ağları gibi doğrudan yatırım imkanı sunmuyoruz. Hatta şirketi olan veya başlangıç aşamasındaki girişimcileri desteklemek gibi bir hedefimiz yok.

Bana göre melek yatırım almak isteyen girişimler her şeyden önce çok iyi bir fikirle gelmeliler. En önemli sermayelerinin, pazarın ihtiyaçlarına karşılık veren bir iş fikri ve bunu hayata geçirecek bir ekip olduğunu unutmamalılar. Tüm bunları yaparken kendilerine inansınlar ve iş fikirlerine tutkuyla sarılsınlar. Örneğin ben bir melek yatırımcı olarak işin başındaki ekibin bu işe inanmadığını anlarsam hemen geri çekilirim. Bunun yanı sıra melek yatırımcıya net bir gelir modeli sunabilmek de girişimciye avantaj sağlar. Benim en çok dikkat ettiğim unsurlar bunlar.

Günümüzde farklı sektörlerin ön plana çıkmasıyla beraber yatırım alanları da değişmiş durumda. Ülke sınırlarının önceden belli olduğu yatırımlar ve girişimcilik hikayeleri sınırları aştı. Hızla büyüyen ve cazip fırsatlar barındıran internet sektörü, artık en fazla yatırım alan sektörlerden biri. Özellikle odaklı ürün gamlarının yanı sıra sundukları kullanıcı deneyimiyle dikey sitelerin yatırım alanı olarak değerli olacağını düşünüyorum. Çünkü bu konuda hala değerlendirilebilecek fırsatlar var. Bir melek yatırımcı olarak, dikey sitelerin yanı sıra, “mass customization” diye adlandırılan kişiye özel üretim siteleri, SaaS, e-ticaret, mobil, sosyal medya ve sosyal ticaretle ilgili yatırımlar benim için ön planda. Daha çok ölçeklenebilir teknoloji yatırımlarıyla ilgileniyorum.

Girişimcilik ekosistemini geliştirmek için yaptığınız STK çalışmalarından bahsedebilir misiniz? Kurucusu olduğunuz Türkiye Girişimcilik Vakfı’nın diğer STK’larla ne farkları var? Ekosistemdeki hangi açıkları doldurmayı amaçladınız Vakıf’la? Girvak dışında, Endeavor da aktif rol alıyorsunuz. STK çalışmalarının ekosistemdeki yeri nedir sizce?

Girişimcilik, Türk kültürünün ve dolayısıyla eğitim sisteminin bir parçası değil. İlham veren rol modelleri görmek ve risk almak, girişimcilik için en önemli unsurların başında geliyor. Bununla birlikte, Türkiye’deki mevcut yapı halihazırda girişimci olmaya karar vermiş kişilere yönelik hızlandırma programlarından ve sonrasındaki desteklerden oluşuyor. Oysa girişimcilik kültürünü geliştirmek için önce altyapı oluşturmanız, buna temelden başlamanız gerekir. Burada en doğru başlangıç noktası da üniversitelerdir. Üniversiteler, girişimcilik için doğru inkübasyon alanlarını oluşturuyor. Çünkü gençler, bu yaş aralıklarında ve üniversite ortamında risk almaya, farklı ve yeni şeyler öğrenmeye, en önemlisi de ilham almaya çok daha açıklar.

İşte biz de bu düşünce ve gerekçeler ile yola koyulduk. Dünyada da bir ilk olan Girişimcilik Vakfı, Türkiye’de girişimcilik kültürünü geliştirmek için 17-24 yaşları arasındaki gençlerle birlikte çalışacak bir yapı oluşturmaya çalıştık. Biz henüz girişim kurmamış, girişimcilik potansiyeli ve liderlik kapasitesi yüksek olan, idealleriyle beslenen üniversiteli gençleri destekliyoruz. Bu gençlere Türkiye’nin en önde gelen girişimcileriyle tanışma ve onlarla düzenli aralıklarda sohbet ve iş dünyasının aslarının bulunduğu bir networke giriş imkanı sunuyoruz. Vakıf olarak sadece burs vermiyor, girişimcilik kültürünü geliştirmek için farklı öğelerden oluşan uzun dönemli bir program yürütüyoruz. Bu programın ana unsurları şunlar: İlham almak, “Giveback” (topluma geri verme kültürü) yaklaşımını aşılamak ve Çarpan etkisi yaratmak.

Dünyada Girişimcilik Vakfı’nın henüz bir örneği yok. Buna en yakın diyebileceğimiz mevcut oluşumların temeli girişimciliğe adım atmış kişilere desteklemeye dayanıyor. Dolayısıyla vakfımız Türkiye’de ve dünyada ilk ve tek.

Amacımız tüm sektörlerde, pek çok STK’nın veya organizasyonun yaptığı gibi, somut proje geliştirmek veya mevcut girişim fikirlerine destek olmak değil, girişimcilik fikrini temelden yaymak. Biz bu açığı doldurmayı hedefliyoruz çünkü eğer girişimcilik başarılı olursa birçok insana iş imkanı yani istihdam ve uzun vadeli pozitif geri dönüş sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda birçok kişiye ilham da kazandıracaktır. Bu da Türkiye’nin gelişimi ve geleceği için çok önemli bir unsurdur. Çünkü bu bir kartopu efekti. Zamanla gençlerin bakış açısı değişecek. Bu, kısa vadeli değil, en az 10 senelik bir program. Her yıl bir milyon kişi iş dünyasına girmeye çalışıyor fakat onları istihdam edecek bir yapımız da yok. Girişimcilik bu nedenle de çok iyi bir alternatif.

Yurt dışındaki girişim ve yatırımcılarla da sık çalışıyorsunuz. Ülkemizdeki girişimcilik ekosistemi ile yurt dışındaki ekosistemler arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?

2014 Aralık’ta Endeavor Yunanistan’ın davetlisi olarak Atina’ya gittim ve orada Endeavor Yunanistan’ın ikinci yıldönümü kutlamasına katıldım. Ve girişimcilik ekosisteminin bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için neden önemli olduğunu anlatan bir konuşma yaptım. Bu konuşma sırasında, Endeavor Yunanistan’ın ilk iki senesinde desteklediği girişimciler sayesinde ülkede 3.500 yeni iş yeri yaratıldığını öğrendim. Bu sayı size ilk bakışta çok düşük gelebilir ama son iki senede %20 kadar ufalan bir ekonomiden bahsediyoruz – onun için bence çok ama çok önemli bir veri. Aynısı ABD için de geçerli. Son beş senede ABD’de yaratılan yeni istihdamın tamamı son 10 senede kurulan şirketler tarafından yaratılmış. Girişimciliğin en büyük değeri istihdam yaratması. Diğer boyutlarını konuşurken bu detayı yeterince vurgulamıyoruz. Onun için tüm dünyada girişimcilik en önemli konulardan biri olarak ele alınıyor. Peki, 2015’te Türkiye’nin geldiği düzey nedir?

Üç boyutlu ekosistem: Bugün Türkiye'de eTohum, Girişim Fabrikası, Endeavor, GBA ve BIC gibi, girişimcileri “eğitim”, “network” ve “maddi” açılardan destekleyen pek çok yapı ve yatırım ağları mevcut. Üç boyutu da ele alan bu oluşumların ortak özelliği, girişimciliğe karar vermiş kişilere farklı alanlarda destek olmaları. Benim kurucusu olduğum Girişimcilik Vakfı (GirVak) ise, girişimci olmamış ama girişimciliğe yatkın ve ilgili gençleri destekleyen bir vakıf. Girişimcilik ekosistemini “grassroot” bir yaklaşım ile aşağıdan beslemek amacıyla kuruldu. Şimdi tüm bu oluşumlar ekseninde ekosistemimizin çok geniş bir yelpaze oluşturduğunu rahatlıkla görebiliriz. Üniversitelerde girişimcilik kulüplerini, hızlandırıcı veya kuluçka merkezlerini de dahil ettiğimizde her gün gelişen bir ekosistemin ortaya çıktığına şahit olacağımıza inanıyorum. Ekosistem açısından bir eksiğimizin olmadığını düşünüyorum. Tam tersine çok geniş bir yelpaze oluşuyor.

“Büyüyünce girişimci olacağım”: Diğer taraftan ailelerimizin bizi çocukluğumuzdan bu yana girişimci olmaya teşvik ettiği bir dünyada yaşamıyoruz. Zaten girişimcilik tabiri son beş ila yedi yılda sıklıkla iş dünyasında kullanılmaya başlandı. Liselerde ise hala girişimcilik hakkında ders olduğunu duymuş değilim. Ama şundan eminim: Girişimcilik toplumsal değerler arasında yükseliyor ve başarılı bir girişimin ülkeye kazandırdığı değerler (istihdam, teknoloji, prestij veya yatırım) farklı kesimler tarafından takdir ediliyor. 2015’te daha başarılı rol modelleri ve onların hikayelerinden aldığımız ilham ile devam edeceğiz. Hedefimiz gençlerin girişimciliği alternatif bir kariyer yolu olarak benimsemeleri olmalı.

Girişimcilik finansmanında sınıfta kalıyoruz: Silikon Vadisi'nde iyi bir girişiminiz olduğunda, girişimci yatırımcısını seçer. Türkiye’de tam tersi: Yatırımcı girişimci seçer. Türkiye’de melek yatırımcı sayısının 300 – 500 arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu tabii ki çok az ve devlet tarafının sunduğu dünya standartlarındaki altyapıya rağmen (BKS), melek yatırımcıların sayıları daha düşük kaldı ve yavaş gelişiyor. Risk Sermayesi şirketlerinin (212, Revo, Earlybird, vb.) sayısı ve yatırım meblağları Türkiye gibi bir ülke için düşük kalıyor. Dar bir finansman yapısı, doğal olarak girişimcilerin hareket alanını daraltıyor: Yeni kurulan şirketler için finansman bulmak ciddi bir uğraş haline geliyor. Buradan doğan sıkıntılar dolayısıyla havlu atan bir hayli girişimci var. Finansman boyutu değişmediği sürece, Türkiye’den başarılı örneklerin çıkması zor. Ama 2014 Türkiye’ye finansman alanında çok önemli bir platform getirdi: Borsa İstanbul’un Özel Pazarı. Kapalı bir sistem olarak çalışan (halka açık değil – girişimcilerin ve yatırımcıların bir kayıt ve kabul sürecinden geçmesi gerekiyor) bu Özel Pazar, en az 6 aylık en fazla 5 yıllık şirketler için ciddi bir yatırım bulma platformu. Uzun vadeli baktığımızda, buraya yabancı yatırımcıların da alınacağını varsayarsak, son derece kuvvetli bir yapı oluşabilir ve ülkemizdeki finansman dar boğazını aşmamızda önemli bir adım olabilir.

Anahtar kelime “ilham verme”: Girişimciliğin daha geniş kitleler tarafından benimsenmesi ve toplumsal olarak desteklenmesi için atmamız gereken önemli adımlar artık belli. Şimdi bu adımları, kökten dönüşüme yönelik planlamak gerekiyor çünkü Türkiye’de girişimciliği kuvvetlendirmenin Türk ekonomisini kuvvetlendirmek olduğuna inanıyorum. Eğitim ve Girişimcilik uzun vadede Türkiye’yi olumlu yönde etkileyecek en önemli iki kaldıraç. Bunu yaparken girişimcilik tarafında devletten bir beklentimiz olmamalı. Bir girişimcilik ekosistemi olarak gençlere girişimciliği en geç üniversite zamanından itibaren anlatmamız lazım. İlham vermemiz lazım ki, gençler o heyecanla girişimciliğin uçsuz budaksız potansiyelini anlayabilsinler ve hayata geçirebilsinler. İlham verirken, yaptıkları işe inanarak yapmaları gerektiğini de anlatmamız lazım. Hiç bir girişimcinin “kurduktan sonra hemen satayım, köşe olayım” mantığıyla bir girişime yaklaşmaması gerekiyor. Tam tersine, “dünyayı değiştireceğine” inanarak başlanması nihai hedefimiz olmalı. Genç yaşta networking’in değerini anlatabilmemiz lazım. Genç yaşta anlatalım ki, ileride bunun faydalı olacağını görsün. Hatta anlatırken somut networklere dahil edelim ve gençler somut avantajlar elde edebilsinler.

İlham vermeyi, yaptıkları işin dünyayı değiştirebileceğini ve networking’i daha girişimcinin somut bir fikri yokken anlatmalıyız ki, girişimci benliğinin bir vazgeçilmez parçası olsun. Ve sabırlı olmalıyız. Girişimcilik kültürünün yayılması daha seneler alacak.

Girişimcilik haber ve röprotajlarımızı kaçırmamak için blogumuza abone olabilirsiniz:

Bloga Abone Olun

Bültenimize katılın, hiçbir içeriği kaçırmayın!