Yemeksepeti'nin Kurucu Ortağı Melih Ödemiş ile röportaj

“Yemeksepeti bugün çok daha büyük olabilirdi. Yani bizi satın alanların yerinde biz olabilirdik.” Yemeksepeti’nin Kurucu Ortaklarından Melih Ödemiş Yemeksepeti macerasını bizimle paylaştı.

12 dk
Melih Ödemiş

Melih Bey Yemeksepeti sizin ilk girişiminiz mi? Daha öncesinde başka proje veya girişimleriniz olmuş muydu?

98 - 99 gibi okulu bitirirken aklımda pek çok proje vardı. Ama “Kendi işimi mi kursam, bir şirkette mi çalışsam?” diye sorduğumda, kimse beni kendi işimi kurmam için yüreklendirmedi. Ben de “Büyük bir şirkete gir.” diyenleri dinledim. Böylece 1 yıl boyunca City Bank’ta, hazinede çalıştım. City Bank benim için iş hayatını ve kurumsal firmaların çalışma biçimini görmek için iyi bir tecrübe oldu. Eş zamanlı olarak Boğaziçi’nde MBA yapıyordum. Dolayısıyla kendi alanım olan bilgisayar mühendisliği dışında işin finans ve business tarafını da görme şansım oldu. Bu sırada yıl 2000 olmuştu ve internet dünyasında büyük alımlar, heyecan verici biçimde artıyordu. Yemeksepeti o dönem için aklımızdaki fikirlerden biriydi. Ama Yemeksepeti benim için gerçekten heyecan veren tek proje oldu. Gerçi diğer projeler de daha sonrasında hayata geçti, başkaları tarafından denendiler. Ama bugüne kadar geleni olmadı, çoğu 5-6 sene zarfında yok oldu. Biz Yemeksepeti’ni 4 ortak kurduk. Yemeksepeti ben, Nevzat ve Gökhan’ın ilk girişimiydi. Sadece Cem daha önce Turizm sektöründe bir şirket kurmuştu.

Yemeksepeti uzun bir yolculuk, bu yolculukta aldığınız en doğru ve en yanlış kararlarınız nelerdi?

Aldığımız en doğru karar değil de en doğru attığımız adımlar diyelim. Çünkü iş sürecinde bunların hepsi bilinçli yapılmıyor. Bazı adımlar içgüdüsel atılıyor, bazıları anlık ortaya çıkıyor. Bizim en büyük avantajımız çok doğru, birbirini tamamlayan bir ekip kurmuş olmamız. İşi kurduğumuz yıl zaten kriz oldu. Bu bize giderleri en düşük düzeyde tutarak ilerlemeyi öğretti. Zaten o dönem yatırım almak gibi bir şans yoktu ve bu çok uzun süre boyunca böyle devam etti. Biz ilk 4-5 yıl boyunca kendi yağımızda kavrulmak zorunda kaldık. Hayatta kalma refleksimizi buna borçluyuz. Ancak ilk 5 yıl boyunca geliştirdiğimiz “parayı kolay harcamama” refleksi, para kazanmaya başladıktan sonra da devam etti. Geçişi çok hızlı yapamadık. Dolayısıyla elimizde para olduğu dönemde daha fazla para harcama cesareti gösterseydik, Yemeksepeti bugün çok daha büyük olabilirdi. Yani bizi satın alanların yerinde biz olabilirdik. Böylece en doğru ve en yanlış adımı bir arada söylemiş oldum.

Aslında girişimcinin en büyük değeri doğru refleksi doğru anda gösterebilmek. Yani paran yoksa giderlerine çok dikkat etmen lazım ama para bulduğun anda da yatırım yapmaktan korkmaman ve doğru adımları atman lazım. 2007 – 2008’den sonra daha hızlı hareket edebilseydik veya bizi bunu yapmaya yönlendirecek mentorlarımız olsaydı, hakikaten bugünkü başarı hikayesinin birkaç kat büyüğünü yaratabilirdik. Bunun dışında çok doğru ortaklıklar kurmamız ve bu ortaklığı çok uzun süre devam ettirebilmemiz en önemli başarılarımızdandır. 2015’te şirketi sattığımızda şirketi kuran ilk ekipten herkesin hala şirkette hissesi vardı. Girişimciler için ikinci önemli önerim, doğru ortaklıklar kurarak işe başlayın, ortaklıklarınızı koruyun ve hisselerinizi satmak için acele etmeyin. Evet, şirketinize yatırım alın ama doğru zamanda doğru yatırımı alın. Biz şirketi sattığımızda hisselerin %40’ı hala kurucu ortaklarındı.

“Yapamayacağız.” dediğiniz bir an geldi mi? Belki kriz sürecinde?

“Yapamayacağız.” demedik ama “bu iş hakikaten çok zor.” dediğimiz anlar oldu. Örneğin 2002-2003’te 27 yaşımdayım, elimde iki iyi diplomam var ve ben hala hiç para kazanmıyorum, ailemle yaşıyorum ve askere gitmem gerekiyor… Bin tane fikir kafada dönüyor, hala kar etmiyoruz ama bir yandan da iş iyi gidiyor. Dolayısıyla bütün bunlar bizim sabrımızı ve sınırlarımızı çok zorladı. Ama “Olmuyor” dediğimiz bir an hiç olmadı.

Teknik olarak çok zorlandığımız zamanlar oldu. 2007’de yatırım aldıktan sonra, 2008’de her şeyi baştan yazma kararı aldık. 2008- 2010 arası Yemeksepeti tamamen baştan yazıldı ve 2010 başında release ettik, 4 saat sonra down oldu ve 3 saat down kaldık. O 3 saat, ömrümüzden bir kaç yılı götürmüştür. Düşün o kadar insan çalışmış, o kadar para harcamışız ve siteyi ayağa kaldıramıyoruz. Öyle anlar hem insanın hayatından götürüyor, yaşlandırıyor hem güçlendiriyor. Girişimcinin en önemli özelliklerinden birisi de bu: Umudunu kaybetmemek, tekrar tekrar ayağa kalkmak. Ben hep Rocky örneğini veriyorum bu durum için. Film boyunca yumruk yer tekrar ayağa kalkar, yumruk yer tekrar ayağa kalkar. Girişimcinin de öyle olması lazım. Son yumruğu vurana kadar.

Peki, ne zaman doğru yolda olduğunuza karar verdiniz? Yatırım aldığınızda mı?

Yok hayır. Doğru yoldayız dediğimiz zaman 2005’te benim askerde olduğum zaman. Askere gittiğimde bankada “0” liram vardı. Ama ben askerdeyken şirket ciddi kar etmeye başladı. Askere gittiğimde 0, döndüğümde bankada 30,000 TL param vardı, 6 ayda. Bizim bu iş oluyor dediğimiz zamanlar 2005-2006. Özellikle 2006 Türkiye’de internet kullanımının ciddi olarak arttığı yıllar.

Bu noktada başarı neyle ölçümlenebilir? Üyelik mi, geri dönüşler mi? Sizin kriteriniz nedir?

Bence bunun cevabını vermek çok zor. Bugünün internet girişimciliği dünyasında bunu karla ölçmek doğru değil. Çünkü kar etmeyen şirketler var ama halka açık. 10 milyar, 20 milyar, 30 milyar dolarlardan söz ediyoruz. Whatsapp 1 kuruş para kazanmadan 19 milyar dolara satıldı. Dolayısıyla bugünün internet girişimciliğinde başarının adını koymak çok zor. Herhalde büyüme hızı diyebiliriz. Bu büyüme hızı gelir veya karla ölçülmek zorunda değil. B2C iş yapıyorsa kullanıcı sayısı, B2B iş yapıyorsa müşteri sayısı ve kazanılan müşterinin ne sıklık ve süreyle bu şirketi kullanmaya devam ettiği.

Bizim için baktığımızda bunlarla birlikte tabi “Ne kadar restoran bizimle çalışıyor ve çalışmaya devam ediyor? Öte yandan müşterilerin bize verdiği siparişler artıyor mu yoksa aynı seviyede mi ilerliyor?” gibi sorular var. Biz Yemeksepeti’nde cohort analizi yapardık zaman zaman. Örneğin bize Yemeksepeti ilk kurulduğu zaman üye olmuş kişiler var ve hala sipariş veriyorlar. Bunu farklı müşteri segmentlerine uyarlayıp aynı paterni gördüğün zaman hatta daha iyiye giden paternleri gördüğün zaman, şirket çok iyiye gidiyor demektir. Yani her şirketin kendi içinde farklı KPI’ları var bu KPI’ları doğru belirlemek lazım. Bu KPI’lar şirketin ilk dönemlerinde yukarı doğru yükseliyor, olgunluk dönemlerinde linear olarak devam edebiliyorsa doğru yoldasın demektir.

Yemeksepeti için kilometre taşları ne oldu?

Bence ilk büyük yol kendi yağımızda kavrulduğumuz 5 yıldı. Sonraki şeytanın bacağını kırdığımız 2005- 2008 arası, para kazanmaya başladığımız, kendimize güvenimizin geldiği, dönem. Yatırım aldığımız 2008’den 2010'a kadar süren dönem, şirketin yeniden yapılanma dönemi. Bu hem insan kaynağı hem teknik anlamda. 2010’dan sonrası da yurt dışına açılma, yeni projelere giriş ve insan kaynağı anlamında bir sonraki seviye. 2010’a vardığımızda 100 kişiyi geçmiştik. 2010 ile 2013 arası aşağı yukarı 300 kişiye ulaştık. Yani orta ölçekten büyük ölçeğe doğru giden yol. İstanbul’da tek ofiste 50 kişinin çalıştığı bir şirketten, 5 ülkede 300-400 kişinin çalıştığı çok uluslu bir şirkete evrilme dönemi. 4 ortaklı bir şirketten, çok ortaklı, yatırımcılı bir döneme geçmekten bahsediyoruz. 2012’den sonrası ise özellikle General Atlantic’in yatırım yapmasının ardından gelen dönem içinse olgunluk dönemi diyelim. Hala büyüme ve fırsatların çok olduğu bir dönem ama artık büyük bir şirket ölçeğine ulaşılmış. Bu noktadan sonraki sorun şu: startup ruhunu korumak. Aynı çeviklikle aynı hızla devam edebilirsen, çok çok büyük başarılara imza atmak mümkün. Ben oldum psikolojisine giriyorsan yavaşlıyorsun. Bu biraz da şirketin büyüklüğü ile ilgili. Bir market place firması için 300-400-500 kişi çalıştırmak önemli bir şey. Hala %50-100 arası büyüme hızında devam etmek büyük bir başarı. Son safha da satıldıktan sonrası… Yemeksepeti’nin güçlü bir kültürü var. Bundan sonraki tartışma Yemeksepeti’nin kendi kültürünü büyük bir uluslararası şirketle çalışırken koruyabilmesi.

Siz kendi kişisel hikayenize baktığınızda genç mühendis Melih ile başarılı iş adamı Melih arasında ne farklar görüyorsunuz? Neler değişti?

Değişen ve değişmeyen çok şey var. Başta beni heyecanlandıran şeyler aynı. Sadece ölçeği değişti. Artık daha büyük çaplı şeyler heyecanlandırıyor. Ama hala internet ve teknoloji benim hayatımın tamamını dolduruyor. O zaman daha çok kendim yapıyordum şimdi başkalarının yaptığı şeylere yatırım yapıyorum. Ama hala gözünde ışık olan heyecanlı bir girişimci ile oturup konuştuğum zaman ve onların hikayesine başından veya ortasından bir yerden girdiğim zaman büyük heyecan duyuyorum. Beni hala sabah yataktan kaldıran şey bu heyecan, para değil ya da şan şöhret değil. Çünkü para sonuçta istediklerine ulaşmak için bir araç. Bir araban olur, iki araban olur, üçüncüsü artık aynı tadı vermez. Ya da bir ev iki evin olur, üçüncüsü… Boğaziçi’nde mikroekonomi dersinde arz talebi öğretirken, Big Mac teorisi vardı bir hocamızın. Öğrencisin, açsın, McDonalds’a gittin, kaç Big Mac yersin? Bir maksimum iki tane yersin. Sonra çalışmaya başladın, açsın, McDonalds’a gittin kaç Big Mac yersin? Daha fazla paran olduğu için belki üç tane yersin. Ama ne kadar paran olursa olsun 5 tane Big Mac yiyemezsin. 4.sü kabak tadı verir. Muhtemelen de yaşlandıkça daha az yersin, daha olgun daha bilinçli olduğun için.

Benim için en çok değişmeyen şey heyecanlarım oldu. Hala yeni, egzotik, inovasyon ve teknoloji barındıran şeyler benim heyecanımın kaynağı. Ama artık daha sakinim, daha az panikliyorum daha zor heyecanlanıyorum. Tabi işin güzel tarafı artık istediğim şeylere daha kolay ulaşabiliyorum ve daha az yoruluyorum. Özellikle de 2013’te Yemeksepeti’ndeki CTO’luk görevimi bıraktıktan sonra. 13 sene boyunca Yemeksepeti gibi bir şirkette CTO’luk yapmak çok yorucu. Artık daha az yoruluyorum daha az çalışıyorum ama daha verimli çalışmaya çalışıyorum.

Yemeksepeti’ni satarken içiniz cız etti mi? Yoksa şirketi güle oynaya mı sattık diyorsunuz?

Tabi o burukluk hep oluyor. Herhalde her zaman olmaya da devam edecek. Sonuçta biz Yemeksepeti’nde satış exitle beraber, 3 şirket yatırımı ve birçok bireysel yatırım aldık. Exite kadar her seferinde bir parçanın koptuğunu hissediyorsun ama exitte gerçekten ayrılıyorsun. O burukluk hissi kesin var ama 15 sene çok uzun bir zaman ve kendi adıma zaten 2013’te executiondan çıkmam, beni bu exite hazırladı. Çünkü zaten artık şirkete gitmiyordum. Sanırım Nevzat için biraz daha zor olsa gerek. Hala ofise gidiyor. Ama ofise gitmediği ilk gün onun için çok zor olacak. Tabi, öyle bir gün olursa. Benim için ofise gitmediğim gün çok zor bir gündü. Yani nasıl Yemeksepeti’ne gitmeyeceğim ve Yemeksepeti için artık bir şey yapmayacağım? Çok zor bir karardı ama ben bu fikre bu süreç içinde alıştım. Ama hala Yemeksepeti ile ilgili bir haberin beni bire bir etkilemiyor olması fikrine alışmış değilim. Sanki hala benimmiş gibi hissediyorum ama değil. Yani hem seviniyorsun tabi 15 senenin karşılığını alıyorsun hem de hayatta en çok şeyi başarabildiğin 24-38 yaş arasında kendini adadığın şeyle ayrılıyorsun.

Bundan sonra sizi ne yaparken göreceğiz?

Golf oynarken dermişim. Değil tabi… Ama şu an geceleri beni uyandıran bir fikrim yok. Keşke olsa. Dünyada artık orijinal fikir bulmak çok zor. O yüzden bu tip fikirleri bulmaktan ziyade, doğru fırsatları görüp, doğru ekiplere katılmak, diye bakıyorum olaya. Bir yandan da keyif almak diye bakıyorum. Bundan sonraki hedefim 2. Yemeksepeti’ni yaratmak mı, bilmiyorum. Daha karar vermedim ama güzel bir fikir ve güzel bir ekiple kolları sonuna kadar sıvayabilirim. Ama artık bir fırsat gördüğüm şirketlere yatırım yapıyorum. Kimine daha çok kimine daha az. Ortak olduğum her işten keyif almaya çalışıyorum. Sanırım asıl kriter de bu. Benim için yaptığım işten keyif almak çok önemli. Bu eskiden de çok önemliydi ama artık bunu birinci sıraya koyabilecek lüksüm var.

Çok teşekkürler Melih Bey.

Revo Capital Kurucu Ortaklarından Berkin Toktaş'la yaptığımız röportajı okumak için tıklayın.

Bültenimize katılın, hiçbir içeriği kaçırmayın!