blog-hero-left-bg blog-hero-right-bg
Orhan Turan ile Türkiye'deki KOBİ'ler üzerine konuştuk
Blog-hero
KOBİ ÖZEL

Orhan Turan ile Türkiye'deki KOBİ'ler üzerine konuştuk

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan Türkiye'deki KOBİ'lerin durumunu ve KOBİ'ler için yürüttükleri projeleri Paraşüt Blog'a anlattı. Röportajımızı keyifle okumanız dileğiyle...

Büşra Çildaş, İçerik Uzmanı

Ortalama okuma süresi 15 dk

Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünden 1981 yılında mezun oldum. Marmara Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisansını tamamladım. Bir sanayici olarak, Türkiye’nin yüzde 100 yerli sermayeli en büyük yalıtım firması olan ODE Yalıtım’ın Yönetim Kurulu Başkanıyım. İş hayatım boyunca sivil toplum örgütlerinde görev almaya büyük önem verdim ve bugüne kadar birçok STK’da aktif rol aldım. Bu kapsamda kuruluş ve kurumsallaşma aşamalarında da bulunduğum Isı, Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği’nin (İZODER), 1997-1999 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttüm.

Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği’nin (Türkiye İMSAD) 2007-2011 döneminde Yönetim Kurulu Başkanlığı ile Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu'nda (TÜRKONFED) 2015-2018 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı yaptım. Ayrıca Milliyet Gazetesi ve Ernst & Young işbirliğiyle yapılan "Yılın Girişimcisi" yarışmasında, 2008 yılında, “Yılın Girişimcisi” ödülünü alarak Monte Carlo’da düzenlenen “Dünya Yılın Girişimcisi” yarışmasında Türkiye’yi temsil ettim.

Türkiye’deki KOBİ'leri nasıl değerlendiriyorsunuz? Şu anda en büyük ihtiyaçları neler?

İçinde bulunduğumuz dönemde şirketleri olumsuz etkileyen en önemli unsur, finansman koşullarının sıkılaştığı dönemlerde alacak tahsilatında yaşanan sıkıntılar. Bu sıkıntılardan en fazla etkilenen şirketler ise KOBİ’ler. İş dünyasının çatı örgütü TÜRKONFED olarak, reel sektörün yaşadığı sıkıntılara çözümün Avrupa Birliği’nin KOBİ Politikaları Sözleşmesi içerisinde yer alan “Önce Küçüğü Düşün” ilkesinin hayata geçirilmesi olduğunu düşünüyoruz. Tahsilat güçlüğü nedeniyle yaşanabilecek sorunların finansal krize dönüşmesinin, iflasların/konkordatoların önüne bu ilke ile geçilebilir. Halihazırda alacağını tahsil edemeyen küçük işletmeler kapanma noktasına gelmiş durumda. Ekonomimizin can damarı olan KOBİ’lerimizi, finansal dalgalanmaların ve belirsizliklerin arttığı dönemlerde pozitif ayrımcılık ilkesiyle gözetmek ise hepimizin sorumluluğu. Biliyoruz ki KOBİ’ler büyürse, Türkiye büyüyor. Ekonomide verimlilik esaslı kalkınma odaklı bir model yaratabilmek, yüksek katma değerli üretim yapabilmek, ihracatı artırabilmek, sürdürülebilir büyüyebilmek için, KOBİ’lerin rekabet gücünü artırmalıyız.

Önce Küçüğü Düşün ilkesi çerçevesinde, TÜRKONFED olarak şu politika önerilerini sunduk: Ticari alacak sigortasına ilişkin devlet destekli sistem fiilen de işler hale getirilmeli; sigorta şirketlerinin KOBİ’lere önyargılı bakış açısının değiştirilmesi için sigorta şirketlerine yönelik teşvik edici önlemler geliştirilmeli. Ekonomilerin KOBİ düzeyinde yarıştıkları bir dönemde, ödeme gecikmelerinin diğer ülkelere göre uzun olması, Türkiye KOBİ’lerinin rekabetçiliğini olumsuz etkilemektedir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1530’uncu maddesinin 5. ve 8. fıkralarında yer alan “büyük şirketler tarafından KOBİ’lere yapılacak olan ödemelerin 60 günü aşmaması”na yönelik uygulamadaki aksaklık ve eksiklikler; Avrupa’daki Geç Ödemeler Direktifi doğrultusunda giderilmeli. Bu kapsam içine, kamu kurumları ve belediyeler de alınmalı ve Türkiye’de 60 gün olan ödeme süresi, AB’de olduğu gibi 30 güne düşürülmeli. Kanunun pratik bir şekilde uygulanabilmesi için benzer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de süreci KOBİ’lerin lehine döndürecek farklı mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Bu arada Türkiye’de küçük işletmelerin, sayı ve çalışan sayısı olarak, girişimlerin büyük bir çoğunluğunu oluşturmalarına rağmen verimlilik açısından halen düşük seviyede kalması da dikkat çekici. Gittikçe hızlanan uluslararası ekonomik dönüşümde, şirketlerin rekabetçiliklerini artırabilmeleri için kurumsal yapılarını güçlendirmeleri, dijital dönüşümün iş modelleri üzerindeki değişiklikleri anlamaları ve buna uygun stratejik, altyapı, üretim ve ürün satış kanallarını dönüştürmeleri gerekmektedir. TÜRKONFED’in hazırladığı “Dijital Anadolu” raporunda vurgulandığı üzere, Türkiye’nin sektörel olarak farklı noktalardaki uzmanlık alanları iyi tespit edilmeli ve dijital dönüşümün, sektörel koşullara uygun olarak verimlilik artışlarını sağlayacak şekilde nasıl kurgulanacağı ile dijital dönüşümün bu çözümleri sağlamada nasıl bir fayda sağlayabileceği iyi anlaşılmalıdır.

KOBİ’ler için finansal takibi neden önemli? Sizce bir KOBİ’ler neden finansal veri takibi yapmalı?

Ekonomide yaşanan dalgalanma ve belirsizliklerin çok iyi takip edilmesi, gerekli önlemlerin hızla alınması ve krizlerin iyi yönetilmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde stratejik hedeflerin başında ise elbette nakit akışı geliyor. Riskini yönetebilen, finansal takibini iyi yapan, nakit akışını iyi yöneten, gerekli adımları atarak dalgalanmalara rağmen gemisini sakin limanlara güvenle taşıyabilenler, bu sürecin sonunda rakiplerinden bir adım öne çıkacaktır. Dolayısıyla bu dönemde KOBİ’ler, kapasite kullanımı, ihracatta yeni pazarlar bulma, yeni ürün geliştirme ve Ar-Ge, müşterilerinin ihtiyaçlarını iyi analiz etme, katma değerli üretim, teknoloji kullanımı gibi pek çok kritik adımın en başında, finansal takip noktasında asla taviz vermemeli ki önünü net bir biçimde görebilsin ve rotasını doğru çizebilsin.

KOBİ’ler için sunulan destek programları hakkında neler düşünüyorsunuz, yeterli mi? KOBİ’ler yaşanan bu döneme nasıl bakıyor, beklentileri ne?

Öncelikle makro bir bakış açısıyla şunu söylemeliyim ki; Türkiye’de son 20 yılda hizmetler ve inşaat sektörü odaklı bir büyüme gerçekleştirdik. Bu büyümenin sürdürülebilir olması ise mümkün değildi çünkü verimliliği, yüksek katma değer yaratacak bir üretim ve ihracatı desteklemiyordu. Ülkemizin sürdürülebilir büyümesi için katma değerli üretim ve katma değerli ihracatı teşvik edecek sanayi odaklı; kalkınma odaklı bir ekonomik modele geçmemiz önemli. Ekonomide yeniden bahar havası yaşamak için acilen yapısal ve ekonomik reformlara ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ekonomik reformların odak noktası ise elbette KOBİ’ler olmalı. Çünkü KOBİ’ler, toplam işletmelerin yüzde 99,9'nu oluştururken; toplam üretimin yüzde 56,2’sini, toplam istihdamın ise yüzde 75,8’ini karşılıyor. Peki KOBİ’ler adına atılan adımları yeterli buluyor muyuz? Bu sorunun yanıtını aslında bir anlamıyla üyelerimiz Şubat ayında verdi.

TÜRKONFED Ekonomik Beklenti Anketi’ne göre, katılımcıların yüzde 59’u 2018’in son çeyreğinde ekonomik gidişatın, bir önceki çeyreğe göre kötüleştiğini düşünüyor. Üyelerin 2018’in son üç ayındaki üretim hacminin değişikliği hakkındaki görüşleri de ekonomik gidişat ile paralel seyrediyor. Diğer yandan çalışmaya katılan iş dünyası temsilcilerinin, içinde bulunduğumuz döneme ilişkin beklentileri de negatif yönde. Buna göre, anket katılımcılarının yüzde 80’i istihdamın azalacağını, yüzde 76’sı da yatırım harcamalarının düşeceğini öngörüyor. Katılımcılar rekabeti kısıtlayan başlıca sorun olarak da “ödeme gecikmeleri”ni gösteriyor. Bu noktada da tahsilat güçlüğüyle ilgili problemlerin KOBİ’lerde finansal krize sebep olmasını engellemek amacıyla önerdiğimiz “Önce Küçüğü Düşün” ilkesi çerçevesinde önlemler alınması gerekliliği yine öne çıkıyor.

KOBİ’lere ödemelerin gecikmesini engelleyecek önlemlerin alınması, bu anlamıyla ekonomiye güvenin yeniden tesisi ise, büyümenin tekrar artışa geçmesini sağlayacaktır. KOBİ’lere yönelik teşvik ve desteklerde ise bir denetim eksikliği görülüyor. Verilen teşviklerin yatırım, üretim ve istihdama dönüşmesi için TÜRKONFED olarak Teşvik Denetim Ofisi kurulmasını önermiştik. Ölçemediğiniz hiçbir şeyi denetleyemezsiniz; dolayısıyla verilen teşviklerin hedef sektörlere nasıl bir katkı sağladığının ortaya konması gerekiyor. Kısa vadeli can suyu destek ve programların elbette ekonomimize bir katkısı var ancak sürdürülebilirliği sağlamak için KOBİ odaklı politikaların daha etkin ve denetlenebilir bir sistem içinde uygulanmasını da sağlamalıyız.

Türkiye'deki girişimcilik ekosistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce iş dünyası neler yapmalı? Genç girişimcilere tavsiyeleriniz ne?

Bildiğiniz gibi teknoloji tüm hızıyla gelişiyor ve her geçen gün teknolojide yaşanan bu gelişime paralel olarak yepyeni talepler, yepyeni ihtiyaçlar doğuyor. İşlerimizi, ihtiyaçlarımızı, iş yapış biçimlerimizi kısacası tüm hayatımızı artık inanılmaz bir hızla değiştirip dönüştüren teknoloji, hemen her sektörü de derinden etkiliyor. Bu noktada yaşananlara hızlı adaptasyon, eskisinden çok daha hayati bir öneme sahip. Artık pek çok sektörün odağında yapay zeka ve robotlar var. Yakın zamanda giyilebilir teknolojiler konuşmaya başlayacağız ve durum, yepyeni bir boyuta taşınacak. Tüm bu yeni nesil talep ve ihtiyaçların karşılanması noktasında ise devreye elbette startup’lar ve girişimcilik ekosistemi giriyor. Bu alan, kişisel olarak beni çok heyecanlandıran ve destekçisi olmaya özen gösterdiğim bir alan.

Girişim fikirlerine yatırım yapabilmek amacıyla 2014 yılından bu yana lisanslı melek yatırımcıyım. Start-up’larda en çok ilgilendiklerim ise enerji verimliliği, bilişim ve katma değerli üretim alanlarındaki girişim fikirleri. Bu çerçevede hâlihazırda dört şirkete yatırımım bulunuyor. Ben ekosistemin mutlaka desteklenmesi gerektiğini ve melek yatırımcı sayısının mutlaka artması gerektiğini düşünüyorum. Başarılı kurumların bu alanda işbirlikleri yapması, kimi alanlarda genç beyinlerle kol kola yürümesi ve yepyeni fikirlerin bu yolla hayata daha sağlam adımlarla geçirilmesi, tüm Türkiye’ye kazandıracaktır. Çünkü gelecek, tüm ülkelerde bugünden kıyasıya bir rekabetle ve elbette teknolojiyle inşa ediliyor. Bu noktada gençlere finansman desteği sunmak, iş fikirlerini desteklemek, mentörlük desteği sunmak ve yarını bugünden gençlerle şekillendirmek, büyük önem taşıyor.

Bilişim ve yeni teknolojiler, katma değerli ürünler ve çağa uygun hizmet alanlarında Türkiye’de büyük potansiyel olduğunu düşünüyorum. Tabii en büyük açık da ülkemizde maalesef hala bilişim ve yeni teknoloji alanlarında. Gençlere ise tavsiyem, ne iş yaparlarsa yapsınlar, yaptıkları işin uzmanı olmaları. Tüm detaylarına hakim olunan bir alanda, pazardaki açığı görebilir, sektörde yaşanan gelişmelere ve yeni ihtiyaçlara göre çözümler üretebilir ve rekabette bu sayede büyük bir avantaj yakalamış olurlar. Başarılı ve etkin bir iş planı hazırlamak da girişimcilerin mutlaka uygulaması gereken unsurlardan bir tanesi. İş planına, maliyet düşürmek, risk azaltmak, sermaye sağlamak, aksayan alanları gidermek, geleceği ve olasılıkları hesaplamak gözüyle bakılmalı. Bu nedenle önerim en az 3 yılı planlamaları yönünde. Geleceği planlamak, yatırımcılar açısından da riski azaltan bir durum olduğundan tercih edilirliklerini artıracaktır. Asıl zorluk ise girişimin doğru yönetilmesi konusunda yaşanır. Bu nedenle işin lideri olunduğu akıldan çıkarılmadan, yönetim biliminin rehberliğinden yararlanılmalı.

Girişimlerde ilişki yönetimi de çok kritik. Paydaşlarla, bilgilendiren, vizyon sunan, değer katan, fayda sağlayan bir iletişim içinde olunmalı. Dediğim gibi iş dünyasının desteği yeni girişimciler için büyük fırsat anlamına geliyor. Bakış açısı elbette değişecek ve ekosisteme destek hızla artacaktır. Henüz emekleme döneminde olduğunu düşündüğüm start up yatırımlarının artmasıyla birlikte, girişimcilerin gelecekte iş fikirlerine çok daha rahat yatırımcı bulabileceklerini düşünüyorum. Bu noktaya kadar girişimciler, kamu teşvikleri ile birlikte çeşitli kurum ve kuruluşların duyurduğu destekler konusunda proaktif olmalılar. Girişimcilerimizi, adil olmayan ticarete karşı koruma altına almamız da önemli. Bu noktada ihtiyaç duyduğumuz düzenleyici çerçevenin beş ayrı niteliği olması gerektiğini vurguluyoruz. ‘Cesur’, ‘Hızlı’, ‘Adil’, ‘Koruyucu’ ve ‘Akıllı’ düzenlemeler girişimciliğin gelişmesinin önündeki engellerin aşılmasını beraberinde getirecektir. Bunun için düzenleyici çerçevenin günümüzün ihtiyaçlarına uyumlu hale getirilmesi, iş dünyasındaki ve teknolojideki hızlı değişime, düzenlemelerimizin de hızla ayak uydurması, özellikle finansmana erişim konusunda kurumlarımızın son derece yenilikçi, hızlı politika üretmeleri; adil rekabetin ve ticaretin sağlaması; ticaret ve üretim hayatının sağlıklı bir biçimde işlerliğinin korunması önemli.

Aynı zamanda düzenleyici çerçeve, girişimlerin sürekliliğini sağlayacak kadar korumacı, buna karşın yenilik yapması konusunda önünü açacak kadar da cesur olmalı. Rekabet gücü yüksek ülkelerin, rekabet gücü kazandıran uygulamaları bu şekilde tasarlanıyor. İster içinde yaşadığımız yeni ekonomik sistem diyelim, ister dijital ekonomi, ister endüstri 4.0; önemli olan, o yenilikleri girişimci bir ruhla hayata geçirmeye çalışan KOBİ’lerimizin önünü açacak akıllı düzenlemeleri, çağın ruhuna uydurmaktır.

Sanayi 4.0 perspektifinden değerlendirdiğinizde, KOBİ’ler açısından neler söylersiniz? Siz TÜRKONFED olarak KOBİ'lerin dijitalleşmesi adına neler yapıyorsunuz?

Her ölçekten işletmede yüksek teknolojili üretim yaparak, küresel rekabet gücümüzü artırmak için dijitalleşmeyi kaldıraç olarak kullanmamız şart. Dijital dönüşüm artık bir amaç değil, kalkınma odaklı sürdürülebilir ekonomi için bir araç haline gelmiş durumda. Ülke olarak GSYİH’dan AR-GE’ye ayırdığımız payı, rekabet ettiğimiz ülkeler düzeyinde artırmamız; sadece bu teknolojiyi üretmek ve kullanmak değil, yaratacağı yeni ekonomik, sosyal ve toplumsal hayatı da bugünden tasarlamamız gerekiyor. Ülkemizin gerçek gündeminin, A’dan Z’ye dijital dönüşüm olması gerektiğine inanıyoruz. Dijitalleşmenin günümüzde bir lüks değil, aksine bir zorunluluk olduğu unutulmamalı. Ekonomide istediğimiz dönüşümün temelini de nitelikli eğitimle sağlamlaştırabiliriz. Nitelikli insan kaynağına yatırım yapmazsak; teknolojik altyapıyı sağlayarak dijital dönüşümün yaratacağı faydadan yararlanamayız. Unutmamak gerekir ki; dijital dünyanın en önemli sermayesi insandır.

TÜRKONFED olarak her platformda Türkiye’nin yeni bir hikâye yazması gerektiğini söylüyoruz. Bu yeni hikâyenin ana temasının da dijitalleşme olması gerektiğine inanıyoruz. Küresel bir güç olmanın anahtarı, kendi teknolojimizi geliştirmekten geçiyor. Bu kapsamda TÜRKONFED olarak İstanbul Kalkınma Ajansı’nın (İSTKA) 2018 Yenilikçi ve Yaratıcı İstanbul Mali Destek Programı kapsamında “Dijital Dönüşüm Merkezi” (DDM) projesini hayata geçirdik. Merkez ilk aşamada 120 KOBİ’nin teknoloji yolculuğuna rehberlik edecek. Diğer yandan uzun süredir Anadolu’da üretime odaklanmış sektörlerin dijitalleşmesi sürecine katkı sunabilmek ve sektörler bazında dijital dönüşümde atılması gereken adımları belirlemek amacıyla Türkiye İş Bankası’nın desteğiyle Dijital Anadolu Projesi’ni yürütüyoruz.

İl il gezerek toplantılar gerçekleştiriyor, KOBİ’lerimizle bir araya geliyor ve proje kapsamında oluşturduğumuz raporları kamuoyuyla paylaşıyoruz. Ayrıca SAP Türkiye ile birlikte KOBİ’lere, işletmelerini geleceğe taşıyabilmeleri için gerekli donanımı sunmak, karlılıklarını ve yenilikçi iş süreçleri ile verimliliklerini artırabilmelerine katkıda bulunmak amacıyla Dijital Ticaret Zirveleri’ düzenlemeye başladık. Çeşitli illerimizdeki toplantılarımızda KOBİ’leri e-ticaret, e-ihracat ve e-dönüşümün liderleriyle buluşturuyoruz. Son olarak Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığında VISA’yı temsil eden 27 Türk bankasının maddi desteği ile yürütülen “İşimi Yönetebiliyorum Projesi”ni hayata geçirdik. Proje ile finansal disiplin ve dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi, yeni pazarlara erişim ve sürdürülebilirliği artırma eğitimleri çerçevesinde, KOBİ’lerin beceri, bilgi, tutum ve güven geliştirmelerini hedefliyoruz.

Şirketiniz için kritik kararlar verirken, finansal bilgileriniz büyük önem taşır. Paraşüt ise finansal yönetim yükünüzü sizin için hafifletir ve vereceğiniz kararları kolaylaştırır. Paraşüt ile finansal bilgilerinizi takip etmek için tek yapmanız gereken 14 günlük ücretsiz deneme sürenizi başlatmak.

Ücretsiz Deneyin

article-cloud-right

Yeni çıkan yazılarımızdan haberdar olmak ister misiniz?